17 Eylül 2014 Çarşamba

tam 'oluyorum galiba' derken...

Yolda olmak benim öncelikli tercihim değildi. Hayatım boyunca değişikliklik ve yeniliklerden hoşlanmışımdır. Yine de kendimi yollara vurma fikri hiçbir zaman yoktu. Her zaman yerleşik düzen içinde kendime bir köşe bulma çabalarındaydım. Sonra birden hava koşulları değişti. Fırtına çıktı. Kara bulutlardan tepeme şimşekler düşmeye başlayınca ben de arkama bakmadan çıktım gittim oralardan. Adı belki kaçmaktı, belki sıtkı sıyrılmak. Neyse ne işte... Sadet ortada.

Hani öbür diyarlara göçtüğümde de aklımda hep kendime bir köşe bulma arzusu vardı. Aradım, taradım ama çok da zorlamadım. Artık fikrim başkaydı. Ne çıkarsa bahtıma diyordum. Zorlayınca büyüsü bozuluyor gibi geliyor zaten. Hani fazla naz aşık usandırır hesabı. Olacak olan bana rağmen zaten olurken, hiç kasmamak daha iyi geliyor ille de olsun diye.

Bu gidişler elbette bir dönüştürüyor insanı. Fiziki bağlarını koparıyor en başta. Bir evsizlik, yurtsuzluk hali çöküyor üstüne. Bir de onun verdiği hüzünle, boşlukla karışık hafiflik hali. İnsan işte bu noktadan sonra yaşamaya başlıyor gidiş gelişleri. Fiziki kopuşlar psikolojik kopuşlardan daha kolay ya, o bağlardan kurtulunca içindekilerden de kurutulduğunu sanıyorsun. Hatta bir süre o yanılsamayı bir fiil uyuşturucu kafası yaşar gibi yaşıyorsun. Ama sonra... Hah işte içinden geçtiğim dönem tam orası. Gelsin kötü ruhlar, gelsin beyninin senin için özenle sakladığı kaygılar, eleştiriler, görseller, korkular. Ortaya bir güzel kolaj yapıp kenara geçiyor, seyre başlıyor seni. Ve sen? Debelen dur. Benim niyetim buydu da... Ama ya boka sararsa da... Acaba yanlış mı yapıyorum da... Doğruysa ben niye yalnızım da... İnsanın kendi beyni kadar dipsiz zindan yok bu dünya üzerinde. Battıkça batarsın da yine seni içine çekme şevkinden bir şey kaybetmez. Böyle dönemler bana bir döngü halinde uğruyor bu aralar. En kötüsü de yoldayken gelenler. Adama adım attırmıyorlar. Çakılıveriyorsun olduğun yere. İçinde ne bir ileri gitme isteği, ne de geri dönme. Hani oracığa gömseler gam yemeyeceğim. Hatta kurtuldum diye sevineceğim bile belki. Öyle dönemlerde ne insanın aklına meditasyon geliyor, ne rahatlama ihtimali. Bekliyorsun öyle çaresiz. Geçsin, yatışsın da yoluma devam edeyim diye.
Geldiğim nokta itibariyle gözlemlediğim şey işte tam olarak bu. Niyetimin etkisiyle motivasyonum ne kadar yüksekse, beynim o kadar geri planda kalıyor. Sezgilerim güçleniyor, yaşama dair ihtimaller, sürprizler, olgular artıyor. Bu demek değil ki, aklımın dişlileri duruyor. en azından şimdilik öğrenemedim daha dişlileri durdurmayı. Biliyorum ki  aksini iddia etsem de içimde hala bırakamıyorum bazı şeyleri. Bazısını nerde olduğunu bilmediğimden bulamıyorum, bazısını orda olduğunu bile bilmediğimden. Tabi bazısını da 'yemediğinden' tutuyorum yedekte.
Ne zamanki işin içine bir tutam yorgunluk, azıcık bıkkınlık, bir damla şüphe giriyor bir bakıyorum çivilenmişim olduğum yere. Paralize olmuş titriyorum, bulanıyorum, dibe çekilmeye başlıyorum. Böyle dönemlerde samimi ve derin muhabbetler ilaçtan da iyi geliyor insana. Ufkun açılıyor, yükün hafifliyor, niyetinin enerjisi tekrardan içine doluyor. En güzeli kendi kendini şarj etmek elbette ki ama arada dışarıdan gelen destekler de gerekli olduğu için orada hazır bulunmuyor mu?
Sükunet şart. Fazla gürültü bulandırıyor suları. Bir de güven!! Güven Efser güven! Güvenince huzur geliyor, kaygı azalıyor, iç ses sakinliyor. Onun da derdi benimkinden ayrı değil zaten biliyorum. Onun da niyeti benim yararım. Sadece yöntemleri bunlar. Değişemiyor, dönüşebilmek için bana ihtiyacı var. Eski kalıplarını terk etmesi o kadar kolay değil. Hepsinin farkındayım. Tüm yanlışlarıyla seviyorum onu, beni. Birlikte dönüşeceğiz, birlikte daha da daha da güzelleşeceğiz. Biliyorum ve yürüyorum. Yollar benim, ben yolların. İbadet edercesine yürüyorum her santimini. Neresinden çok nasılıyla haşır neşir oluyorum. Yine toparlıyorum. Yine başlıyorum.

1 yorum:

  1. Çook güzel... Yola çıkmışsınız. Her ne kadar inişleri çıkışları da olsa bu yolculuk çok keyifli. Kendimizden kendimize değilimidir bu yolculuk? Hayatın derinliklerine kadar içinde olmak, deneyimlek. Yangınlardan, fırtınalardan, depremlerden dimdik güçlü çıkarak manolya kokulu bahçelerin tadını çıkarmak..
    Sonsuz sevgilerimle

    YanıtlaSil