Bugün ekinoks... Sonbaharın ilk günü... Bir buçuk senedir kış görmeyen ve kendisinden pek de haz etmeyen bir insan olarak bende biraz gerginlik yaratmasına karşın, doğanın döngüsü içinde kutlamaktan keyif aldığım günlerden bir tanesidir güz ekinoksu. Favorim ise Kış gün dönümüdür. Bilirim çünkü o tarihten sonra günler uzayacak, güneş daha çok ışıldayacak.
Doğayla ilgili böyle günleri kutluyor olmak Paganizm'in miraslarından bir tanesi. Hani üç büyük din için toprağın derinliklerine gömülmüş olan dünya dini Paganizm'in... Hani güneşi, ayı, toprağı, havayı, suyu, ateşi ile tüm dünyayı, doğayı, evreni kucaklayan o kafirlerin dini Paganizm'in... Sen, ben gibi kavramları olmayan "biz"den başka bir şeye inanmayan, canlıdaki ve cansızdaki ruhları kutsal sayıp koruyup kollayan Paganizm'in... Hor görülen, alaya alınan, cehennem ateşlerinde yakılan Paganizm'in...
Şimdiki gözlerim çok net görüyor ve aklım çok net anlıyor birçok şeyin nedenlerini ve fakat bir türlü anlamlandıramıyor insan aklının beynin içinde nasıl da donup kalabildiğini, bir dirhem dahi ilerlemeden sadece kabını doldurmaya nasıl yarayabildiğini. Ben kendimi bildiğimden beri "nasıl" ve "neden" sorusunun peşinden isteyerek veya iradem dışında koşarken milyarların, bir azınlığın çıkarları uğruna kalplerini nasıl bu kadar kolay satışa çıkarabildiklerini bir türlü anlamlandıramıyorum. Korku hepimizin içinde baki iken ve fakat buna rağmen ilerlemek zorunluluğunu yaşıyorken, diğerlerinin "ben çok korkuyorum", "ben zaten korkağın tekiyim" diyerek bu işten kaçabileceklerini nasıl düşünebildiklerini de anlayamıyorum. Korkmayanımız varmış gibi sanki... Senin ayrıcalığın ne kardeşim? Senin benden neyin fazla ki ben tirtir titreyerek yola devam etmek zorunda kalırken, sen korkunun arkasına sığınıp yan gelip yatabiliyor, kalbini satabiliyor, aklının turşunu kurabiliyorsun. Ben niye yapamıyorum? Bana niye çiviler batıyor senin yaptığını yapabileceğimi düşündüğüm zaman? Tamam bir elin beş parmağı bir değil ama sen yayıp karpuz misali büyüyeceksin diye benim dünyamda niye çocuklar ölüyor, kadınların gönlü sönüyor, hayvanlar ve bitkiler eziyet görüyor, kayalar dağlar ağlıyor, erkekler küçülüyor? Hani durumundan memnun olsan, diyeceğim ki "Dön bak kendine Efser. Sorun sende. Bak millet doğrunun bu olduğunu düşünüyor. Sen fındık kadar aklınla Kaf Dağları'nda geziyorsun."Ama öyle değil işte. Görüyorum gözlerinizden yansıyan sıkıntıyı, dinliyorum acılarınızı, vicdan azaplarınızı, kendinize olan ihanetinizi. Yüzüme ufak bir tebessüm yerleştirmeye çalışıyorum ama içimden suratınızın ortasına bir yumruk indirmek geliyor çoğu zaman.
Biliyorum ki ben daha iyi değilim kimseden ve hiçbir şeyden. Ne daha akıllıyım, ne daha güzel, ne daha ruhani. Sadece dürüstüm kendime. Kimseye olmadığım kadar. Ulaşamadığım derinlerim var elbette ve korkularım, karanlıklarımda sakladığım. Ama bir de sözüm var geri dönemediğim, dönemeyeceğim, dönmeyeceğim. Üstelik ne bir canlıya ne de cansıza. Benim sözüm herkese ve her şeye ve geçmişe ve geleceğe ve an'a ve arza ve arşa ve rüzgara ve ateşe ve toprağa ve suya ve bilinene ve bilinmeyene ve buraya ve en ücra köşesine kainatın... Bir söz verdim ben işte tüm bunlara ve bunların dışındakilere. Dedim ki; "İnsan olacağım ben! Becerebildiğim en güzel, en olunabilecek insan olacağım. Beni bana duyduğum sevgimle eğiteceğim. Becerebilirsem yok edeceğim ve O'nda eriyip kaybolacağım."
Gördüğün üzere çok işim var. Hala "ben" derken nasıl yol kat edilebilir, kendini yok etmeye çalışırken nasıl hayatta kalınabilir, ölmeden nasıl tekrardan doğulur... Üstelik bu yol en yalnız yol. Benden başkası yürüyemiyor bu yolu ne benim için ne de benim yerime. İşte bu yüzden korkuyorum. Hem de çok korkuyorum. Sanki bundan değil de fiziksel dünyadan korkuyormuş gibi yapıyorum ama becerememekten, bir arpa boyu bile yol alamamaktan korkuyorum. Korkuyorum ama nafile... Çünkü hemcit pilavı gibi tekrar ediyorum ama korkunun ardına saklanmak gibi bir lüksüm yok. Biliyorum. Biliyorum ve her defasında tir tir titreyerek devam ediyorum.