27 Mart 2025 Perşembe

Benim Bir Maruzatım Var

 

Kendi içinde ulvi olan yerden benliğine bakmak nasip olduğunda görüyorsun ne kadar basit şeylerden etkilenen ne kadar kırılgan bir küçük canlı var karşında. Sonra girip o kırılgan, savunma kalkanlarıyla kendini kendinden korumak için var gücüyle savaşan küçük canlı oluyorsun.. 

Başını okşayasın, yanaklarını iki avucunun içine alıp alnına sevgi dolu bir buse kondurasın geliyor bir yandan. Ama bazen de, o küçük çocuğun içinden bakıyorsun dünya denen evrene. İnsanoğlunun kendi soy ailesine ait travmaları ile doğuyor. Büyürken ve nasıl hayatta kalacağını öğrenmeye çalışırken de bu travmalar, aynı travmalara sahip diğer aile fertleri tarafından sürekli tetikleniyor. Bu bir insan için ne ağır bir yük.

Bir yandan içerde travma avına çıkıyor, diğer yandan dışarda hayatta kalma ve kendini gerçek etme mücadelesi veriyor. Ulvi olan da o, çocuk olan da. Onu da biliyor ama bu sirkülden çıkamıyor, travma zincirlerinden kopamıyor. Onları kabul etmek kolay ama kabul dahi etsen yoluna taş koyan hayatını etkilemeye devam eden misafirlerle yaşamak başka bir konu. Tamam. Kabul etsen, yoluna taş koymaz diyorsun belki. O zaman kabulden hale nasıl geçiliyor? Onu söyle bana. 

Sürekli dönüp dönüp aynı döngüyü neden yaşadığımın en az bir nedenini buldum diye düşünüyorum. Peki şimdi? Niye yine dönüp aynı hissi yaşadım? Tamam bu sefer yarım günden biraz uzun sürdü ve sonra iyileştirici adımlarla geçti ama yine gelecek. Belli. O zaman ne yapacağım? Savaş dedikleri bu mu yoksa? Ama benimle gelen travmaların da sevgiye ihtiyacı var belli ki. Onu nasıl yapıcaz? Hala yanına yaklaştığımda beni kanatan keskin kenarları varken... Onu nasıl yapıcaz?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder