İSTİKRAR!!! Belki de bütün dertlerimin anası, hayattaki en büyük eksikliğim... Nasıl sağlanır, kalıtımsal mıdır, neye bağlıdır gibi düşüncelerle pek bir kafa yormama rağmen olmayınca olmayan yapı taşı.
Gönlünüzdekiyle aklınızdakini birleştirmek kolay değildir her zaman. Ama üstünde biraz uğraştıktan sonra imkansız da değildir. Birleştirdikten sonrası ise korumaya, geliştirmeye kalır. Bazıları için burdan sonrası kolay olabilir ama benim için sancılı süreç burada başlıyor. Çünkü bu ortaklığı sağladıktan sonra istikrarlı olarak bunu korumak ve beslemek gerekiyor. Bana gelince, her defasında neden tek atımlık iş yapıyorum, işte onu çözemedim hala. Her şeyi yapıyorum, hazırlıyorum, hani temeli atıyorum ama üstüne kurmaya gelince bir rehavet hali, bir bezginlik, bir amaaannn öylesi de bir, böylesi de lafları. Bindiğim dalı kesip çanak üstü düşmeleri pek bir seviyorum gibi. Hayır o baştaki motivasyon, o kararlılık, o inanç bir anda kendini bir uyku haline, böyle bir atalete, bitkinliğe nasıl dönüştürebiliyor bir türlü anlayamıyorum. Nedenini bilen varsa, yalvarırım yol göstersin. Sokaklara çıkıp imdat diye bağırasım geliyor bazen. Neden kendi devamlılığımı sağlayamıyorum. Üstelik uğrundan dönmeyeceğim tek yol dönüşmek olduğu halde... Neden bu kendini sırtından bıçaklamalar. bunun da mı bir psikolojik açılımı var acaba? Kendi yaptığımı kendi elimle bıçaklamak hangi manyaklık kategorisine giriyor bilmiyorum ama bilinçsiz bilinç içerisinde bir yeri olmalı diye düşünüyorum.
Belki çözmem gereken başka şeyler var. İşin bu bölümüne takılmamak gerekiyor. Olmadı mı, devam edip diğer şeylere kanalize olmak gerekiyor. Benim biraz da huyumdur. Sıkıyı sevmem pek. Her zaman rahatlık ve onunla gelen huzuru hissetmeyi isterim. Sıkıntıyla başa çıkamamak değil elbette bu. Hayatımın çok sıkıntılı dönemleri de oldu ve büyük ihtimalle ilerleyen yıllar da toz pembe olmayacak. İlla bir arıza çıkacaktır. Demek istediğim bu değil yani. Hali hazırda zaten yeteri kadar sıkıntı var ya bir de ben kasmayayım kendimi hissi. Tabi bu bir varsayımlama. Her ne kadar yapmamak gerekse de bulanınca aklın yardımına başvuruyorsun haliyle. Doğru mu yanlış mıyı tartışmıyorum. Olan bu diyorum. Neyse işte... Bak yine yaptım. Bir sallama hali... Ama ben temizliği de böyle yaparım mesela evimde. Bir odadan başlarım. İnce detay girişim köşe bucak. Derken bir bakmışım, o odadan aldığım bir eşyayı başka bir odaya, belki gerçek yerine götürmüşüm ve bu sefer o odaya başlamışım. E diğer oda? O kaldı öyle yarım yamalak. Derken başka bir oda... Ama hepsinin sonunda "hah bitti işim" dediğimde hepsi de adam akıllı tamamlanmış olur. Belki benim içinde de yaptığım budur. Yine de bir şeyi birden fazla yapıp pratiğini oturtmak önemli sanırım. Öbür türlü hemen unutuluyor. "Ay ben bunu nasıl yapıyordum?" oluyor. Meditasyon gibi, yoga gibi, her gün yazmak gibi düzenli faaliyetler insanın içsel rutinini de düzenliyor gibime geliyor. Ama rutin dendi mi benim tüylerim bi dikili dikiliveriyor işte. O kelimeye mi takığım, kelimenin yüklendiği anlamlara mı bilmiyorum ama rutin ve getirdiği monotonluk hali tüm yaratıcılığı, tüm heyecanı, isteği alıp götürüyor, anlamı unutmaya neden oluyor bence. Günde beş vakit namaz kılmak gibi mesela. Günde beş defa namaz kılmaya o kadar kanalize olunuyor ki, o namazın kılınma amacı akıllardan çıkıyor. O zaman da ruhsuz bir eylem yükünden başka bir şey olmuyor.
Benim rutin için istikrar için gönlümden geçen yol kendi içindeki devinimini, yaratıcılığını ve heyecanını koruyarak aynı amaca hizmet etmeye devam etmek. Amaç belli. Onun değişmesi mümkün değil. Bu yola bir kere çıktın mı geri dönmek korkaklıktan, intihardan başka bir şey değil diye düşünüyorum. Sonuçta bu dünyaya geliş nedenimiz insan olmak değil mi? Olabileceğimiz, olmak için doğduğumuz insan olmak, hayat boyu bunun için, her defasında O'na yaklaşmak için ben sanılan yanıltıcı ben'i aşmak için çabalamak, gelişmek, dönüşmek veya işte adı her neyse... Niyet kalbe oturduktan sonra adı çok da önemli değil nasıl olsa. Yani işte ben de ne kadar anlatabiliyorsam öyle işte.
Uzun lafın kısası, İSTİKRAR! İSTİKRAR! diye bağırıyorum ama belki de benim bu gidip gelmelerimle, hani Mehter takımı gibi iki ileri bir gerilerim de benim istikrar yöntemimdir. Belki de tepe taklak olmuşum haberim yoktur. Kim bilir belki günün birinde beklediğim, aradığım o ustayla karşılaşır da tüm bu sorularıma cevap bulurum. Ama o zamana kadar kendi kendimin hem ustası hem çekirgesi olmaktan başka şansım yok sanırım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder